İlk Defa Yurtdışına Çıktım | Batum / Gürcistan


Sonunda yurtdışına çıktım!!

Öyle Batum deyip geçmeyin. Yarım saatlik mesafeye gitmiş bile olsak yurtdışına çıktığımızı iliklerimize kadar hissettik. 

Bu ayın sonunda Kore'ye gitme planım olduğu için, acaba ayın ortası gibi Denizli'deki evimi kapatıp memleketime mi gitsem diye planlar kuruyorduk. Hem bayramda aile ziyaretlerini de yapmış olurum. Ege'den kalkıp Karadeniz'e gelmişken -Hopa'da kardeşim gibi gördüğüm bir arkadaşım var- onu da görmeye mi gitsem dedim. Hopa'ya gelmişken Batum'a da gideriz; belki onu da yaparız; şunu da yaparız... derken, bir de baktım asıl tatil öncesi fragman niteliğinde minik bir tatil planı çıkmış ortaya.

Gürcistan'a Giriş

Hopa'dan Gürcistan'a direkt giden arabalar da varmış. Biz kendi imkanlarımızla gitmeyi tercih ettik. Öbür türlü otogara gitmemiz gerekiyordu. Hopa sahilde kahvaltımızı yapıp hemen çarşının oradaki "Sarp" arabalarına bindik ve "Sarp Sınır Kapısı"nda indik. Hemen indiğimiz yerde gişe vardı. Oradan 15 tl ye vize makbuzu aldık. Gürcistan'a geçiş için pasaporta ihtiyacınız yok. Kimliğinizin temiz olması ve kimlikteki fotoğrafın size benzemesi çok önemli. Benim kimliğim yeni olduğu halde dönerken görevli saçlarımı toplattırdı bana. Yanımdaki arkadaşımın kimliği eskiydi ve kimlikteki fotoğrafına gerçekten pek benzemiyordu. Girişte çok sıkıntı yapmadılar ama dönüşteki görevli onu biraz terletti. Hem Türk tarafında hem de Gürcü tarafında iki kez kontrolden geçiliyor. Gürcüler biraz sert ifadeyle karşılıyorlar. Hatta ben bir ara Almanya'ya mı giriyoruz acaba diye düşündüm. Bir de sınırda telefon kullanmak yasak. 

Sınır kapısından geçtikten sonra direkt Batum'a inmiyorsunuz. Genelde oradan sonra turistler taksi ile Batum'a geçiyorlarmış. Ama biz Hopa'dan gelirken dolmuşta karşılaştığımız birkaç kişi sayesinde Batum otobüslerine bindik (yaklaşık 1 GEL gibi bir fiyata geldi). 

Yurtdışında olduğumuzu hissettiren noktalar


Sınır kapısından geçtikten sonra artık resmi olarak yurtdışındasınız. Bu demek oluyor ki artık telefonunuz yurtdışı tarifesine göre çekecek ve dolayısıyla artık bir mobil internetiniz yok. Öyle instagrama hikaye atmalar, check-in yapmalar falan, toplu bir şekilde cafelerde yapabileceksiniz (biz öyle yaptık :D). Bu yüzden, sınır kapısından geçer geçmez telefonlarımızı uçak moduna aldık. O an insan gerçekten yurtdışında olduğunu hissediyor zaten. 

İkinci bir konu ise yabancı dil. Ben internette Gürcistan'da çoğu kişinin Türkçe bildiğini okumuştum. Birçok blogta oraya gittiğinizde hiç yabancılık çekmeyeceksiniz falan yazıyordu. Batum'a giden otobüse bindiğimizde bunun böyle olmadığını fark ettik. Dolmuşta arkadaşıma söylediğim şey şuydu: "Ben şuanda Avrupa'ya gitsem veya Kore'ye gitsem hiç yabancılık çekmem. Çünkü İngilizce ve Korece biliyorum. Çok rahat iletişim kurabilirim. Ama bir tane bile Gürcüce kelime bilmiyorum. Ve şuan misafir gelen yabancı arkadaşlarımızın nasıl hissettiğini daha iyi anladım." Öyle dedikleri gibi çoğunluk Türkçe bilmiyor. Hatta İngilizce bilen insan bile bulmak bile kolay değil. Ama iletişim bir şekilde sağlanıyor. O konuda endişeniz olmasın. Biz dönüş yolunda nasıl döneceğimizi düşünüp dururken, biçare gidip esnafa sorduk. Sarp dediğinizde anlıyorlar zaten. Meğer dolmuşların üzerinde Sarp/Batumi diye yazıyormuş. Adam bize "Sarp! Engish! English!" dedi. Biz oradan "Arabaların üzerinde İngilizce Sarp yazıyor zaten"i çıkarttık. Batum'da Türklerin çok olduğu bir mahalle gibi bir yer varmış. Türk dükkanları falan varmış orada. Hiçbir şekilde iletişim kuramadığınızı düşünürseniz oradaki Türklerden de yardım alabilirsiniz. 

Change Office


Diğer ülkeleri bilemem ama Gürcistan'da change officeler biraz farklı. Bizimki gibi değil. Türkiye'de change officeler biraz daha büyük ve uzaktan fark edilmesi kolay. Batum'da ise gözümüzün önündeki ofisi göremedik yani. Çünkü çok küçük ve arada derede bir yerlerde kayboluyor. Bir metrekarelik bir kulübeye bir kişi oturtmuşlar. Bildiğiniz bilet gişesi gibi kuytu bi yerden döviz değiştiriyorsunuz. Biz ilk başta 25 lira verdik 11,5 lari aldık. 

Gürcistan ucuzmuş dediler....


O eskidenmiş sanırım. Fiyatlara özellikle dikkat ettim, karşılaştırma yapabilmek için. Tam bir hayal kırıklığıydı. Özellikle tablet/telefon gibi elektronik aletler ve sigara/alkol gibi şeylerin ucuz olduğunu duymuştum. Hatta bu yüzden GoPro'ya hafıza kartı alırım diye düşünüyordum. Ama ne mümkün! İki tane su aldık 1 lari verdik. Yani oradaki su da bizimle aynı fiyatta. 3 lariye sahilden dondurma aldık. Bu Türkiye'de 6 TL'ye falan denk geliyor. Bu da bizim için normal geldi. Bir kafede 33 lari hesap ödedik. Aynı şeyleri ben Denizli'de yeseydim 70 TL hesap ödemezdim diye düşünüyorum. Hafıza kartı arama bahanesiyle şöyle bir teknolojik ürünlerin fiyatlarına da baktım. Öyle uçuk bir fiyat farkı yoktu. Güzel bir fiyata kamera veya GoPro aparatı bulsam alacaktım. Ama çok çeşit de yoktu. Hatta bunun için birkaç yere baktık. Oradakilere nerelere gidebiliriz diye sorduk. En son hafıza kartı için 70 lari fiyatını görünce zaten ben umudumu tamamen kestim. Yani olan sadece dolara olmamış... Ekonomimiz şu anda tam olarak bu durumda. Üzdü haliyle...

Nereleri gezdik?


Batum'da gezmek çok kolay. Çünkü gezilecek görülecek yerler hep bir arada. İzlediğim birçok vlogta veya okuduğum birçok blogta gezilecek yerler ayrı ayrı anlatılmıştı. O yüzden de ayrı yerlerden bahsediyorlarmış gibi bir his uyandırmıştı bana. Alfabe kulesi, Ali ve Nino'nun heykeli, teleferik falan... Hepsi zaten peşpeşe yerler. Biz hafıza kartı ararken bizi Batumi Plaza diye bir yere yönlendirdi Gürcüler. Zaten o kafedekilerin rehberliğine güvenmememiz gerektiğini yediğimiz yemekten anlamıştık ama... Teleferik ile Batumi Plaza denen yer çok yakın. Tabi Plaza dediklerinde ben AVM tarzı bir şey beklemiştim. Hiç alakası yoktu. O hayal kırıklığıyla, arkadaşım teleferiğe de çıksak mı diye sorduğunda, "Yok" dedim, "biz en iyisi mi ufaktan dönelim." O yüzden teleferiğe çıkmadık. Çok şey kaçırmışsınız diyenler de oldu ama ben pek öyle düşünmüyorum.

Ben genel olarak Batum'u beğendim. Her bir sokağı bana başka bir şeyi çağrıştırdı. Bir yerde Yunan havası varken bir taraf Küba sokakları gibiydi. Bir ara o kadar çok Rus gördük ki Rusya'daymışız gibiydi. Bir sokağın köşesinde kendimi New Orleans sokaklarında bir Originals sahnesinin içinde gibi hissettim.Değişik ve güzel bir mimarisi var. Eskimiş yıpranmış evler bile güzel görünüyordu. O yüzden dokusunu beğendim. Hopa'da yaşıyor olsaydım hafta sonları kaçıp kaçıp giderdim diye düşünüyorum.


Gürcistan yemeği...


Yabancı bir yere gittiğimizde mutlaka oraya özgü bir şeyler yemek istiyoruz. Bu konuda arkadaşım da benimle aynı düşünüyor. Orada nasılsa buluruz diye ben internetten bu konuda araştırma yapmamıştım. Ama yapmam gerekiyormuş. Orada dönerci bulmanız daha kolay. Kafelerde de menüler bizimkinden çok da farklı değil. Biz güzel bulduğumuz bir yere oturduk. Önce bir kız geldi siparişimizi almaya. Ona dedim ki, "Biz Güzcistana özgü bir şey yemek istiyoruz. Bize ne önerebilirsin?" Kız bize bir şeyler gösterdi. Gürcü alfabesiyle yazdığı için çok da bir şey anlamadım. "Domatesli bir şey" dedi. "Tamam" dedik, "Getir bize ondan. Yanına da içecek bir şeyler getir, onun yanına en uygun ne gidiyorsa." Meğer kızın bize gösterdiği şey salataymış. Sonra oğlan geldi. Ona da tekrar açıkladım. İngilizceleri biraz zayıftı. Bana İtalyan makarnaları önerdi. Ben de en sonunda dedim ki, "Ama o Gürcistana özgü bir yemek değil. Ben onu kendi memleketimde de bulabiliyorum. Biz buraya özgü bir şeyler denemek istiyoruz." Sonunda oğlan derdimizi anladı ve bize "haçapuri" dedikleri bir peynirli pide getirdiler. Tuzsuz olduğu için biraz yadırgadık ilk başta. Çok tatsız geldi. Ama yedikçe alışıyor insan. Tuzsuz, peynirli pide nihayetinde. Kızın ilk başta getirdiği salata da güzeldi aslında ama salata yani. Komik bir deneyim olmuş oldu.


Gürcistan'da bir aşk hikayesi...


Bu hikayeyi tam Ali ve Nino'nun heykelinin önünde anlatacaktım ki hafızam doldu. Video çekmeyi yarıda bırakmak zorunda kaldım. Ekipman tamamlama işini Kore'ye gitmeden bitirmeye çalışıyorum. Orada hafıza kartı fiyatlarının o kadar uçuk olacağını tahmin edememiştim. Böyle küçük bir aksilik yaşadım. Nazar boncuğu olsun bu da. 

Ali ve Nino'nun hikayesi... Dediklerine göre Romeo ve Juliet'in tahtına gözünü dikmiş bir hikaye. Hakkında çok fazla bilgi olmayan bir yazar tarafından yazılmış bir roman aslında. Bana biraz 1. Dünya Savaşı ve Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesi dönemlerini, içine bir aşk hikayesi karıştırarak anlatmışlar gibi geldi. Hikayenin gerçekliği hakkında, yani gerçekten Ali ve Nino'nun yaşayıp yaşamadığı hakkında net bir bilgi yok. Ama güzel bir hikayesi var. 

Ali ve Nino' diye bir film de var. Hatta Halit Ergenç de oynuyor. Filmi izlemek isteyenler için buradan sonrası spoiler!

Ali müslüman bir Azeri Türkü, Nino ise hristiyan bir Gürcü prensesi... Nino'nun ailesi, Ali müslüman olduğu için, Nino'yu cariyelerinden biri yapacağını ve onun 3-4 karısından biri olacağını düşünüyorlar. Bunun için kızlarını vermek istemiyorlar. Ali, Nino'yu düşündüğü gibi bir şey olmayacağına ikna ediyor ve Nino'yu babasından istiyor. Bu sıra tam 1. Dünya Savaşı'nın yeni başladığı dönemler olduğu için, Nino'nun babası savaşı bahane ederek, savaştan sonra evlenebileceklerini söylüyor. Daha yeni başlamış ve ne zaman biteceği belli olmayan bir savaşı beklemek istemedikleri için, önde gelen Gürcü ailelerinden birinin oğlu olan bir ortak arkadaşları, Nino'nun babasını ikna etmeye gidiyor. Ancak daha sonra fikrini değiştirip Nino'yu kaçırmaya kalkıyor. Kaçırmaya çalıştığı sırada Ali, Nino'yu kurtarmaya geliyor ve aralarındaki kavgada Gürcü Genç ölüyor. Ali ise ağır yaralanıyor. Oğlanın tanınmış bir Gürcü ailesinden olması Ali'nin babasının canını baya sıkıyor ve Ali'yi İran'a kaçırıyor. Bu sırada Nino, başından bir kaçırılma hikayesi geçtiği ve birinin ölümüne sebep olduğu için toplumdan dışlanıyor. Kızının bir daha evlenemeyeceğini fark eden babası da Ali ile evlenmeleri için Ali'nin babasıyla görüşüyor. Ama bu sefer de Ali'nin babası istemiyor. Ali ve Nino ayrı düşüyorlar....

Aradan zaman geçiyor ve ailesi Nino'yu Moskova'ya göndermeye karar veriyorlar. Ancak Nino, bir şekilde Ali'nin yerini öğreniyor ve ona kaçıyor. Çift, evlenip bir süre mutlu yaşıyorlar. Azerbaycan'da durumlar durulunca da geri dönüyorlar. Bu sırada ise Azerbaycan'ın Rusya'ya karşı bağımsızlık mücadelesi başlıyor. Ali, ülkesi için savaşırken Nino'yu da daha emniyetli bir yere gönderiyor. Yine ayrı düşüyorlar.Aradan zaman geçiyor. Azerbaycan bağımsızlığını ilan ediyor. Savaş şimdilik durulmuş gibi göründüğünden Ali, Nino'yu tekrar yanına alıyor. Ancak Azerbaycan petrolüne gözünü dikmiş kızıl ordu pes etmiyor. Ali, sınırda Kızıl Ordu ile savaşırken ölüyor. Ve yine ayrı düşüyorlar...

Bu hikaye bir kavuşup bir ayrı düşen bir çiftin hikayesi. Bu yüzden Gürcistan'daki Ali ve Nino heykeli bir kavuşup bir ayrılacak şekilde dizayn edilmiş. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar