Hayalin Hayatın Olursa ~ 2 | Çekim Yasası


Hayalimizin hayatımız olabilmesi için önce hayalimizin ne olduğunu net bir şekilde biliyor olmamız gerekiyor.

Herkes sevdiğin işi yap der ama kimse bunu nasıl yapacağınızı söylemez. Çoğu insan sevdiği işin ne olduğunu bile bilmiyorken bunu yapması biraz zor. İşte bir önceki yazımda kendi hayalimi nasıl keşfettiğimi anlatmıştım. Ama sadece ne istediğinizi bilmek onu yapacak cesarete kavuşmanız demek değil. Önce ona inanmalısınız.

Birçoğumuz ailelerimiz veya çevremiz tarafından, çoğunlukla da psikolojik olarak, genel geçer kabul görmüş bazı meslekler yapmaya zorlanırız. Sanatla uğraşırsak çok para kazanamayacağımız ya da doktor veya avukat olursak çok refah bir hayat süreceğimiz gibi çeşitli sözler büyürken çevremizde dolanır durur. Belki kimse gelip size illa bu mesleği seçmelisin demez ama psikolojiye işlemiştir artık.

Oysa tutkuyla sahip çıktığı bir şey olmalı insanın. Bu illa tek bir şey de olmayabilir. Bunu birleştirebilirsiniz de aynı zamanda. Sanırım benim kadar zıt hobileri olan bir insan birleştirebildiyse herkes yapabilir.

S*ktir et sevdiğin işi yap kitabını zaten daha önceki yazımda önermiştim. Bu kitabın sevdiğimiz işi keşfetmekteki yöntemi şuana kadar okuduğum kitapların arasında en iyi olanıydı. Daha sağlam adımlar atarak ve daha planlı giderek sonuca nasıl bir adım daha yaklaştığınızı okurken fark edeceksiniz zaten.

Bu yazımda asıl anlatacağım şey ise “evrenin çekim yasası”.

Belki birçoğunuz bu terimi duydu. Belki de birçoğunuza tamamen yabancı bir söz. Kısaca özetlemek gerekirse bu istediğiniz bir şeyi hayata geçirebileceğiniz inancıyla alakalı bir konu.

Her istediğinizin olacağına yürekten inanmak zordur. Özellikle de isteyip de elde edemediğiniz şeyler çoğaldıkça bu daha da zorlaşır. Bazen kütüphanelerce kişisel gelişim kitapları olan insanlar bile bunu uygulamayı başaramazlar. Aslında önemli olan sıralamayı doğru yapmaktır. Bugün yatıp yarın zengin uyanacağınıza birden inanamazsınız. Ama her yeni gün yeni küçük dileklerinizi gerçekleştirdikçe inancınız kartopu gibi büyür.

Bir kale dikmek istiyoruz ya, önce küçük kaya parçalarını üst üste koymakla başlayacağız.

Ben bunun için örnek olmak adına kendi yaşadıklarımı anlatacağım.

Ama unutmayın, her birey farklı bir hayat izine sahiptir. Siz benim yolumdan kendinize örnek alsanız da kendi yolunuzu yine kendiniz çizeceksiniz.

Üniversitede yapmak istediklerimin çok tersi bir bölüm okumuş ve hatta 3. senemde okulu bırakmayı bile düşünmüştüm. Ama bırakırsam ne yapacaktım? İşte bu sorunun cevabını da bilmediğim için buraya kadar getirmişim bari bitireyim dedim. Sonunda o diplomayı aldım. Artık bir kimyagerdim. Lisedeyken kimya dersim çok iyiydi. Konuları anlayabiliyordum. Deneylerde başarılıydım. Kısacası elimden geliyordu. Ama mezun olduğumda bir şey fark ettim. Seher vakti, daha gün ağarmadan, tıngır mıngır bir minibüse binip organize sanayi bölgesine gitmek, onca fabrikanın arasında olmak istemiyordum. Bu sebeple bir süre kendi mesleğimi yapmadım. Ama sonra bir şey daha fark ettim. Eğer kimyayı reddedersem artık üniversite mezunu bir insan değildim. Tamamen vasıfsız bir elemandırm. Buna paralel olarak da bulduğum işler bir lise mezunu düzeyindeydi. Bu da beni tatmin etmemişti. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. İşte böyle bir zamandı bu kitabı okuduğumda.

Kitabın yarısına geldiğimde bir karar vermiştim bile. Ama önce bir plan yapmam gerekiyordu. Kimyayı kabul edebilmemin tek bir koşulu vardı. O da, organize sanayi bölgesinden uzakta, şehrin içinde olmak. Bunu da sadece üniversitede kalarak sağlayabilirdim. Diğer yandan da sevdiğim şeyleri yapmaya birer birer başlamak için fırsatım olacaktı. Yüksek lisansa başladım. Öğrenim kredisiyle o bükülmüş olan belimi biraz doğrulttum. Artık hayal kurmak, özellikle de bu kurduğum hayallere inanmak daha kolaydı. Yani avucuma küçük bir kar topunu almıştım. Şimdi sıra onu uyarlamaktaydı. Bundan iki sene öncesine kadar sevmediğim bir bölümden mezun olmak benim için bir dezavantajken, ben artık bunu avantaja çevirmiştim bile.

1 yorum: